;


MEHMET GÖREN

AFŞİN'İN YETİŞTİRDİĞİ ŞAMPİYON GÜREŞÇİLER

AFŞİN MEŞHURLARI

AFŞİN ŞAİRLER ANTOLOJİSİ

AFŞİN ESHAB-I KEHF

RÖPORTAJLAR

KAHRAMANMARAŞ ŞAİRLERİ

ÖYKÜLER

KAHRAMANMARAŞ YAZARLARI

İLETİŞİM

İLAHİLER ve MÜZİK

K.MARAŞ'IN İLÇELERİNİN RESİMLERİ

AFŞİN

AFŞİN-ELBİSTAN TERMİK SANTRALİ VE LİNYİTLERİ

AFŞİN'DE İZ BIRAKANLAR (yeni isimler eklenecek)

SESLİ ŞİİRLER

AFŞİN'Lİ İDARECİLER

DİNİ BİLGİLER

FAYDALI BİLGİLER

KAHRAMANMARAŞ

MANZARA RESİMLERİ

İL İL TÜRKİYE

SON DAKİKA HABERLERİ (Türkiye ve Dünya)

YEREL GAZETELER (K.Maraş ve İlçeleri)

AFŞİN TERS LALESİ

SİTEMİZDEN HABERLER

K.MARAŞ ve İLÇELERİNİN VİDEOLARI

K.MARAŞLI SANATÇILARIN KLİPLERİ

ZİYARETÇİ DEFTERİ

MEHMET EMİN TAN

   Mehmet Emin TAN'la Yapılan Ropörtaj'ın Videosu

BELGESELCİ, FOTOGRAF SANATÇISI, EMEKLİ ÖĞRETMEN MEHMET EMİN TAN 1952 yılında bir zemheri gününde Afşin Dedebaba Mahallesinde doğdum. Babam Bahri, annem Ayşe Tan. Annemin ve babamın altıncı çocuğuyum. Babam bıçakçıydı. Evimizin alt katında bıçakçı dükkanımız vardı. Gündüzleri dükkanda bıçak yapar, akşamları da o bıçakları eve çıkarır, zımpara ve parlatma işlerini yapardı. Bizlerde elimizden geldiği kadar babama yardım ederdik. Afşin Yeşilyurt da (Kuz Bahçe) bahçemiz vardı. Nisan, Mayıs aylarında bahçeye göçer, Eylül’ün sonunda tekrar Dedebaba Mahallesine dönerdik. Çocukluğum bu iki mahallede geçti. Babam bir ara bıçakçılığı bıraktı. Bakkallık yaptı. İlk dükkanımız Köşkerler Çarşısının yanında idi. Yani Şadırvan kenarında. Sonrada eski sebze halinin çevresinde, batı yanında bakkallık yaptı. Dükkan komşularımızdan sağ tarafımızda Babo, sol tarafımızda ise meşhur Fini Mehmet Amca vardı. Mehmet Amca’nın gallesi (para çekmecesi) çok meşhurdu. Gallesine her şeyi atarmış. İçinde ne arasan bulunurmuş. Bir çekmecenin içi kalabalıksa “Fini Mehmet’in gallesi” gibi derlerdi. Eskiden okul yaşına gelen öğrencileri okulun baş öğretmeni mahallede dolaşır kayıtlarını yapardı. Sekiz yaşına geldiğimde yine mahallede dolaşan Efsus İlkokulunun Baş öğretmeni Rahmetli Ökkeş Karabörk beni okula yazdı. Babama okula yazıldığımı söyledim. Okul açıldığı gün babam beni yanına aldı. Okula götürdü. Baş öğretmene, bunun eti senin, kemiği benim, diyerek teslim etti. Birinci sınıfımı İhsan Kaynak öğretmenimde okudum. İkinci, üçüncü sınıfta Mehmet Kanat öğretmenim de okudum. Mehmet Kanat öğretmenimiz çok disiplinli idi. Dördüncü sınıfa geldiğimizde Baş Öğretmenimiz Ökkeş Karabörk okuttu. Bu öğretmenimizde disiplinli idi. Beşinci sınıfı Fevzi Tor öğretmenimiz okuttu. Bize en yakın öğretmendi. Okulda durumum iyiydi. Öğretmenimiz matematik dersine ağırlık verirdi. Bol bol problem çözdürürdü. O sıralar da orta okula da matematik dersine girerdi. Yazılıda onlara sorduğu soruları okulun balkonunda bana da sorardı. Bilemediklerimi birlikte yapardık. Matematik yönümün gelişmesinde çok emeği oldu. Babam beni orta okula yazdırmaya giderken bir komşumuz “Bahri Usta büyük kardeşlerini orta okula yazdırdın, okumadı. Bunu da yazdırıp boşuna masraf etme.” dedi. Babam “Ben yazdırayım da kendisi okumazsa okumasın. Suç benden gitsin.”dedi. Bu söz beni çok etkiledi. Okula yazıldım.Yeni öğretmenlerle tanıştık. Hepsine alıştık. Kısa zamanda matematik öğretmenim İzmirli Ali Ağaoğlu beni tanıdı, sevdi. Girdiği sınıflarda beni övermiş. Okulun matematikçisi oldum. Arkadaşlar çözemediği problemleri bana getirirdi. Onlara anlatarak çözerdim. Matematik öğretmenim matematik kitabı yazarı,Turan Tanın vardı. Sen Turan Tanınsın, derdi. Okulumuzda matematiği iyi olan arkadaşlarımız vardı Mustafa Kalender, Sadık Aşık gibi. Son sınıfımızda matematiğe Nevzat Alkan, Kimya dersimize de Ali İhsan Avcı ve Fiziğe de irfan Saygılı öğretmenimiz girdi. Orta okulu da başarı ile tamamladıktan sonra öğretmen okulu ve ziraat okulu sınavlarına girdim. Öğretmen okulu birinci sınavını iki bin öğrenci arasında 17. olarak kazandım. Ziraat okulu sınavını 49 öğrenci arasında 2. olarak kazandım. Öğretmen okulu ikinci sınavları geç olduğu için aynı okulu kazanan Sadık Aşık ve Kutdusi Başaran’la birlikte Malatya Ziraat Okuluna kayıtlarımızı yaptırıp okula başladık. Bir gün tarlaya pamuk toplamaya, bir gün besi ahırına, bir gün peynirin nasıl yapıldığını görmeye gittik. Malatya’dan, Mersine öğretmen okulu sınavına gittik. Ziraat okuluna başladığımızın on yedinci günü öğretmen okulunu kazandığımız haberi gelince arkadaşım Sadık Aşık’la birlikte Ziraat Okulundan kaydımızı alıp Mersin İlköğretmen Okuluna gittik. Mersin İlköğretmen Okuluna alışmamız biraz güç oldu. Yaşımız onbeş hiç anadan babadan ayrı kalmamışız. Afşin’in dışına bile çıkmamışız. Okulumuz deniz kenarındaydı. Ön tarafı deniz, arka tarafı portakal bahçesiydi. Bir cennet gibiydi. Yeni arkadaşlar edindik. Onlarla gezdik, ders yaptık. Yalnız kaldığım zaman sıla aklıma düşerdi. Hele de geceleri. Dudaklarımdan dizeler dökülürdü. Elime aldığım bir kağıda karalamasını yazar sonra temize çekerdim. Bu durum okulu bitirinceye kadar devam etti. Kırk kadar şiirim oldu. On sekiz yaşında Mersin ilköğretmen Okulunu da bütünlemeye kalmadan bitirdim. Bütünlemeye kalanlar güzün, kalmayanlar da Haziran’da okulda çalışırlardı. Okulun boyasını, badanasını yapar, ranzaları tamir ederlerdi. Eylül 1971’de öğretmen olarak Yozgat-Sarıkaya Tepe Doğan Köyünde göreve başladım. Okulda göreve ilk başlayan ben olduğum için müdürlük görevi bana verildi. Benden sonra üç öğretmen daha geldi. Binamız çok eski idi. Yenisi de yapılıyordu. Birinci dönem eski okulda eğitim-öğretim yaptık. Farelerle mücadele ettik. Burada bir anımı da anlatayım. “Arkadaşımızdan ikisi yakın köydendi. Onlar evlerine gidip geliyorlardı İzmir- Tire’den olan diğer arkadaşımla eski lojmanda beraber kalıyorduk. Yiyeceklerimiz ortakdı. Ayda bir kiloluk zeytin yağı alıyorduk. Tenekesinin tepesinden iki küçük delik açıp yağı buradan aktarıyorduk. Bir ay sonra yağımız bitti. Yağ tenekesini tuvalette su koymak için ağız tarafını kesmeye başladım. İçine baktığımda bir yavru farenin yağ içinde ölmüş olarak yattığını görünce bir hoş oldum. Gülmeye başladın. Arkadaşım merak edip sordu. Bende bir aydan beri yediğimiz yağ fareli yağmış, dedim. Arkadaşımla fareleri yakalamaya karar verdik. Fare deliklerini çoraplarımızla tıkadık. Somyalarımızı diktik. Fare kovalamaya başladık. Yakaladıklarımızı öldürdük. Sarıkaya Tepedoğan Köyü İlkokulunda iki yıl çalıştıktan sonra Afşin-Bakraç-Kızılkaya köyüne atandım. Kızılkaya mezrasında okul yoktu. Ev yoktu. İlköğretim müdürüyle köye geldik. Kazım Güven Müdürümüz “Öğretmene ev ve okul olabilecek bir yer gösterilmezse başka okula alacağım. Sizlerde çocuklarınızı Bakraca gönderirsiniz.” dedi. Bunun üzerine iki odadan ibaret bir ev verdiler. Bu köyde dört yıl çalıştım. 20 haneden oluşan köyde 20 kadarda öğrencim vardı. Birleştirilmiş bir sınıftı. Her sınıfta üç ile beş arası öğrenci vardı. Okulun imkanı kısıtlı idi. Öğrencilere eğitimin–öğretimin yanı sıra milli bayramlarda da bayram sevinci yaşatılması gerekiyordu. Kalbur kasnaklarından trampetin kasnağını yaptım. Koyun derisinden yünleri tıraş ederek de deri yaptım. Bayramlarda Bakraç Okulu ile birlikte bayram yaptık. Yine bir bayramdı. 23 Nisan’da okulumuzun halk oyunlarını hazırladım. Öğrencilerimize grafon kağıdından elbiseler hazırladık. Atletlerinin üzerine hanım dikti. Bakraca gittik Bayramımızı yaptık. Dönüşte Bakraçla Kızılkaya arasında yukarıda bir tahta köprü vardı. Orada yağmur başladı. Mezraya gelinceye kadar öğrencilerin üzerindeki grafon kağıdı elbiseler eridi. Öğrenciler yağmur altında atletle kaldılar. Atletleri renkler boyandı. Sene 1977’de Afşin’in Soğucak Köyü İlkokuluna atandım. Burası Çerkez köyü idi. İki yılda burada kaldım. Bura iki sınıflıydı. Bir öğretmen daha vardı. İkinci sene o öğretmen gitti yine beş sınıfla baş başa kaldım. Burada da bir anımı anlatmadan geçemeyeceğim. Dersteyim iki öğrenci bir biriyle uğraşıyorlardı. Tahtaya çağırdım derste yaramazlık yapmamaları gerektiğini söyledim. İki öğrencide yerlerine oturdu. Biraz sonra biri ağlayarak bana bir şeyler söylüyordu. Anlayamadım. Tekrar sordum. Yine bir şeyler söyledi. Gene anlayamadım. O sıra bir başka arkadaşı ayağa kalkıp. Öğretmenim, arkadaşı kendisine “oh” oldu, demiş. Oda sınıfta olduğunu unutmuş! Bunuda çerkezce söylemiş. Hepimiz gülüştük. 1979’da Afşin TEK İlkokuluna atandım. İki yıl burada çalıştım. Kenan Evren’in yönetimi ele geçirmesinden sonra benimle birlikte yaklaşık 60 tane öğretmenin görev yerlerini istek dışı değiştirdiler. Bizde Pazarcık’a gittik. Dört yılı aşkın Pazarcık Cumhuriyet İlkokulunda çalıştım. Birinci sınıfta aldığım öğrencileri beşinci sınıfa getirdim. Burada başarılı çalışmalarımız oldu Bir defa öğretmenler toplantısında ilköğretim müdürü çalışmalarımızdan bahsederken; arkadaşlar bir öğretmenimiz var ki sınıfında kırk öğrencisi var, otuz dokuz öğrencisi okumuş bir tanesi kalmış, onu da okur yazar yapmak için çabalıyor, dedi. Bir bayan arkadaşımız, bu öğretmen arkadaşımızı görebilir miyiz, deyince Müdür Bey kalk Mehmet Emin Tan arkadaşların seni görmek istiyor, diyerek beni onurlandırdı. Pazarcık’tan Afşin Çoğulhan Kasabasına 1985’de atandım. İki yıl burada çalıştım. Sonra Afşin’deki Efsus İlkokuluna geldim. Burası benim okuduğum okuldu. Burada da yedi sene çalıştım. Çalıştığım arkadaşlardan sınıf arkadaşım Süleyman Gönen ve beşinci sınıf öğretmenim Fevzi Tor’da vardı. Birlikte yarış halinde çalıştık. Bir gurup öğrencimi birinci sınıftan aldım mezun ettim beşinci sınıftan. Tekrar birinci sınıftan başladım. İkinci sınıfta birinci karne tatiline kadar… Buradan en uzun çalışacağım Namık Kemal İlkokuluna müdür yardımcısı olarak atandım. 1997’de okul müdürü Mehmet Kiracı emekliye ayrılınca müdürlük görevine getirildim. Bu okul çevresindeki velilerin ekonomik gücü çok zayıftı. Okulumuz eski idi. Çatısından damına inen su olduğu gibi alta geçiyor, tavandan da yağmur damları gibi iniyordu. Çatısını değiştirdik. Kendi çabamızla da okula ek derslik yaptık. Milli eğitime tuvalet kısmını yaptırdık. O zaman hiçbir okulda olmayan bilgisayarı Afşin esnafı, Çoğulhan’daki işçiler ve Elbistan’daki Alemdarlılardan para toplayarak aldım. Bir yazıcı bir öğrenci programı temin ettik. Bize bu zamanda Kaymakamımız Ahmet Kaya destek oldu. Okulumuzu sosyal faaliyetlerde en iyi duruma getirmek için çalıştım. İlk defa “Anneler Günü”nü Afşin çapında kutladık. Anneler gününü her yıl belediye düğün salonunda kutlamayı gelenek haline getirdik. Bize bu çalışmalarda o zamanki Belediye Başkanı Yalçın Demir’in hanımı çok destek oldu. Bu uzun zaman devam etti. Folklorda okulumuzun adını duyurduk ilkokullarda Kahramanmaraş’ta temsil ettik. Bu çalışmalarımızın semeresi olarak Afşin kaymakamı okulumuz kaloriferini yaptırdı. Sene 2005’te yine kenar bir okul olan Gaziosmanpaşa İlkokulu Müdürlüğüne atandım. Oraya vardığımda uzun zaman okul müdür yardımcısı tarafından yönetilmiş. Görev boşluğu olmuş. Arşiv yok, belgeler dağılmış. Hatta öğrenci diplomalarını merdiven altından topladım. Okula yeniden arşiv kazandırdım. O zaman İlçe Milli eğitim Müdürü Reşit Çelik, Mehmet Emin Tan okulun çehresini değiştirdin, dedi. Okula bir de kütüphane açmamızı söyledi. Kısa zamanda onu da yaptık. Kendisini de açılışa davet ettik. Çevrenin okula daha yakın olması için sene sonlarında piyes yaptık. 2006 yılı Ağustos ayında emekli oldum. Belgeselci ve fotoğraf Sanatçısı Mehmet Emin Tan bu yıldan sonra doğdu. Daha ortaokul sıralarında fotoğrafçılığa merakım vardı. Rahmetli Fotoğrafçı Celal Güneş’i çok izlerdim. Onun körüklü fotoğraf makinesi benim dikkatimi çekerdi. Yanına varır, karanlık odada fotoğrafları tap ederken bakardım. Öğretmen okulunda okulun fotoğrafçılık kolunda görev aldım. Öğretmen olduğumda Lübitel 2 fotoğraf makinesi aldım. 1971’den 2007’ye kadar siyah beyaz fotoğraflar çektim. Emekli olunca ilk işim bir dijital fotoğraf makinesi almak oldu. Sonra bilgisayar ve yazıcısını aldım. Ondan sonrada her gün Afşin’in Payamca Tepesine çıkarak oradaki çiçekleri, böcekleri, kelebekleri ve Afşin’in görüntülerini çekmeye başladım. Her çiçeğin açtığı zamanı, bunu diğer senelerdeki açtığı zamanla karşılaştırdım. Afşin’deki mevsim değişikliklerini kendi kendime takip ettim. Kelebeklerin peşine düştüm. Onları görüntülemeye başladım. Kimisini saatlerce kovaladım. Elime konmaya, almaya ikna ettim. Parmaklarımda fotoğraflarını çektim. Bir kaç sene içinde Afşin’de 66 kelebek türü tespit ettim. Bunlar Latince isimlerinin yazılmasını bekliyor. Yılanlarımızı çektim. Hamur yoğuranlarımızın çeşitliliğini gördüm. Çekirgeler bile farklı farklı idi. Kuşların günlerce uğraşıp yuva yapmaların, yumurtlamaları, civcivlerini çıkarmalarını, onların büyümelerini gözlemledim. Bazende yırtıcı kuşlar ve hayvanlar tarafından yuvadaki yumurtaların alınıp yuvayı nasıl dağıttıklarına üzülerek şahit oldum. Afşin’de yetişen gavur çiğdeminin Safran olduğunu tespit ettim. Yaprak Kuşu dediğimiz kartala benzeyen kuşun Kızıl Şahin olduğunu belgeledim. Binboğa Ters Lalesini ilk önce ben internette yayınladım. Şu anda Afşin yöresinde yetişen yüzlerce kır çiçeklerini fotoğrafladım. Gazi Üniversitesinde Prof. Dr. Zeki Aytaç tarafından Latince isimleri yazıldı. Daha Latince isimleri yazılmayan çiçeklerim var. Afşin’in kır çiçeklerini, kuşlarını böceklerini tarihi yapılarını günü gününe internette yayınlayarak Afşin’in tanıtımında katkıda bulundum. Foto Kritik gibi büyük bir fotoğraf sitesinde 600’ün üzerinde resim yayımladım. Bunların hepsini bilgisayarımda da depoladım. Eshab-ı Kehf’imizin 2007’den beri yapılan restorasyonunu ve değişik zamanlardaki durumunu çektim. Eshab-ı Kehf gönül elçilerine katıldım. Eshab-ı Kehf’in değişik illerde tanıtılma çalışmalarında bulundum. Oralarda resimler çektim, internette yayımladım. İşte kısaca Öğretmen, Belgeselci, Fotoğraf Sanatçısı Mehmet Emin Tan ‘ın hayatı. Ayrıca, Afşin’imizin tarihi çok eski zamanlara dayanır. Eski Türk Ansiklopedisinin Afşin ile ilgili bölümünde Afşin’de İmparator Mari Çenos’un yaşadığını, bu tarihlerde bir deprem olduğunu, şehrin bir kısmının yıkıldığını, imparatorun şehri eskisinden daha güzel yaptırdığını, sonra gelen ikinci bir depremin şehri yerle bir ettiği anlatılır. Bu yerleşim yerinin ilçemizde yapılan çeşitli çalışmalarda ve kanalizasyon kazılarında görüldüğü gibi şehrin bir kale ile çevrildiğini, bu kale duvarlarının doğuda Bahri Tan’ın evi, güneyde Ulu Caminin batısı ve Mehmet Bozkurt’un oteliyle sınırlandığını, oradan şimdiki postanehaneye kadar uzandığını, batıda Kızılay Un Değirmenine kadar uzandığını gördüm. Şehrin merkezinin de Bahri Tan’ın evi, Niyazı Kiracı’nın evi, Solak Osman’ın evi, Berber Fuatların evi ve şu an Ulu Caminin kuzeyinin bulunduğu kısım. Bu alanlarda yapılan çeşitli kazılarda sütunlar bulunmuştur. Hatta Niyazı Kiracı, bizim ev Hamit Direklerinin (sütunların) üzerine yapıldı, derdi. Eski imparatorun yerleşim yeri şu an hemen hemen toprağın iki metre altında yatıyor. Önceki belediye başkanlarına bu durumu çok anlattım. Fakat bir türlü bu yerleşim yerleri ile ilgili hiçbir çalışma yapılmadı. Gerekçe buralarda bir tarihi eser çıkarsa Vakıflar el koyar diye. Hatta görülen yapılar bile kapatıldı. Binalar yapıldı. Afşin’de bilinen tarihi yapılardan bazılarının yerlerini söyleyecek olursak: Beyyurdu Caddesinin başlangıcı olan Muhtar Abdurrahman Terzi’nin evi civarında bir kilisenin olduğu, Beyyurdu Caddesinin bitimine doğru caddenin isminin verilmesine sebep olan Bey’in sarayının olduğu, Süllülerin Nalbant Mehmet’in evinin olduğu yer. Beyceğiz’de Peközlerin evlerinin olduğu yer, Afşinbey İlkokulunun olduğu yer, Gözün olduğu yer, Fidanlığın içinde bir bölge… Tarım Kredi Kooperatifinin önünde hamam kalıntısı çıktı. Toprak kalemizde bir kilise kalıntısı vardı. Çevre köylerde ise Hurman Kalesi ve Dağlıca’da beş tane kaya yazısı Kaşanlı’da Kız Oğlan Kayası ve alt tarafında su kemeri ve asırlık dut ağacı, Hüyüklü’de höyük ve kilise kalıntısı. Yine Sevinde kilise kalıntı var. Soğucak’ta da çok göz yaşı şişelerinin bulunduğunu duydum.


 
Mehmet Gören Kişisel Web Sayfası
Şimdiye Kadarki Ziyaretçi Sayımız