;


MEHMET GÖREN

AFŞİN'İN YETİŞTİRDİĞİ ŞAMPİYON GÜREŞÇİLER

AFŞİN MEŞHURLARI

AFŞİN ŞAİRLER ANTOLOJİSİ

AFŞİN ESHAB-I KEHF

RÖPORTAJLAR

KAHRAMANMARAŞ ŞAİRLERİ

ÖYKÜLER

KAHRAMANMARAŞ YAZARLARI

İLETİŞİM

İLAHİLER ve MÜZİK

K.MARAŞ'IN İLÇELERİNİN RESİMLERİ

AFŞİN

AFŞİN-ELBİSTAN TERMİK SANTRALİ VE LİNYİTLERİ

AFŞİN'DE İZ BIRAKANLAR (yeni isimler eklenecek)

SESLİ ŞİİRLER

AFŞİN'Lİ İDARECİLER

DİNİ BİLGİLER

FAYDALI BİLGİLER

KAHRAMANMARAŞ

MANZARA RESİMLERİ

İL İL TÜRKİYE

SON DAKİKA HABERLERİ (Türkiye ve Dünya)

YEREL GAZETELER (K.Maraş ve İlçeleri)

AFŞİN TERS LALESİ

SİTEMİZDEN HABERLER

K.MARAŞ ve İLÇELERİNİN VİDEOLARI

K.MARAŞLI SANATÇILARIN KLİPLERİ

ZİYARETÇİ DEFTERİ

YEMLİHA BAŞPINAR

 

1931 Afşin doğumlu,  Karayollarından emekli Yemliha BAŞPINAR’ın evine Araştırmacı-Yazar Mustafa KÖŞ ile birlikte misafir olduk.

 

Köşkerliğe çıraklıkla başladım. 15-16 yaşlarında Mehmet Efendi diye birinin yanına çırak verildim. Uzun yıllar çalıştım. İşimi severek yaptım. Çünkü severek yaptığın işte başarı şansın olur, hem de mutlu olursun. Kendi emeğimle çalışıp, kazanmayı küçük yaşta öğrendim. En önemlisi helal alın teri. Hile karıştırmazsın o alın terine. Alabilirsen eğer çıraklık bir mektep gibidir. Ahlak ve insanlığı da öğrenirsin ustanın kanatları altında.

 

Şimdiki şadırvanın yerinde (Ulu Camiinin karşısı) köşkerciler çarşısı vardı. Afşin’de eskiden kışlar sert geçerdi. Dam boyu kar yağar, ayaz olurdu. Bu çetin kış aylarında evden dışarı çıkamadığımız zamanlarda olurdu. Durum böyle olunca yemenileri de evde yapar, yazında satardık. Eskiden Adana’ya, Söke’ye çalışmaya gidilir ve ilkbahara doğru dönülürdü. Bir gün Ulu Camide sabah namazını kıldım. Güneş daha yeni ufuktan dünyaya teşrif ediyordu. Çalışmaya gidenler üç kamyonla geldiler. Eskiden minibüs, otobüs mü vardı? Kamyonun kasası tıka basa insan dolu. Günlerce kamyonun kasasında yapılan uzun meşakkatli yolculuğun ardından memlekete ayak basmışlardı. Derin bir nefes çektiler yorgunluğa nispet yaparcasına.  Bu memleket havasıydı. Ev geçindirmek, para kazanmak kolay mı? Aylarca hatta yıllarca çocuk çocuğundan, eşinden dostundan, sevdiklerinden ayrı kalmak kolay mı? Kimileri gittikten bir hafta sonra döner gelirlerdi. Bende gurbetin yolunu az aşındırmadım. Çok iyi bilirim. Benden başka dükkanı açık esnaf olmadığı için o gün kışın yaptığım yemenilerin çoğunu onlara sattım. Çocukları, eşlerini, annelerini ya da babalarını sevindirmekti tek gayeleri. Bir aylık kazancımı bir günde çıkardım. Sabah namazının bereketi…

 

Çıraklık dönemi bittikten sonra kendi işimi açmak için kolları sıvadım. Durdu diye bir arkadaşla ortak köşker dükkanı açtık. Durdu dediğim arkadaşın köşker takımları var ama dükkan açmak için parası yok. Bende de para var. O köşker takımlarını bende sermayemi ortaya koyarak “Bismillah” diyerek dükkanı açtık.

 

Aşağı Camiinin alt tarafında tabakhanede (deri işlenen yer) camız ve koyun derilerini elle işler yemeni (ayakkabı) yapar hale getirirdik. Sabır isteyen bir işti. Evet, sabır insanı olgunlaştıran, mülayim kılan bir cevher… İşinle gücünle meşgul olduğun zaman kötü işe ve kavgaya meyil etmezsin. Alın terimizle yıkanırdı deriler. İnsanın alın terinden daha güzel bir kazanç var mı?

 

Yemeni yapmak için ağaçtan kalıplar olurdu. Her ayağa göre kalıp vardı. Yemeni yapmanın yanı sıra at eğeri ve su koymak için tulum da yapardık deriden. 

 

O zamanlar evler ya topraktan ya da taştandı. Bizim evde taştandı. Şimdiki taş evlerin bulunduğu yer Ağaların Ömer Ağanın eviydi. Oradan şimdiki PTT’ye doğru Ağaların evleri diziliydi. Ağalar takımı o yol kenarında kaldırımlara minder atar otururlardı.

 

Emirli’den gelen Çobanpınarı’nın suyu Afşin’in içme suyunu karşılardı. Bu su yeni mezarlığın oraya kadar giderdi. Çocukluk zamanımızda Afşin’in içme suyu şebekesi yoktu. Çobanpınarı Afşin’in atar damarıydı. Hem içme suyumuz hem de sulama suyumuzdu. Çamı oyup, oluk gibi ederdik. Onun içine de pınarın suyu dolardı.  Üstünü de kapatırdık. Bir nevi su deposu... İçindeki su buz gibi olurdu. Doğal buzdolabı. Sabah erkenden kalkar buradan suyumuzu alırdık mahalleli olarak.  

 

Çobanpınarı’nın güzergahında çok sayıda su değirmeni vardı. Emirli’nin içinde Çölbey’in değirmeni, sırasıyla aşağı doğru Feloğları’nın değirmeni, Ebeselo’nun değirmeni, Hacıömeroğlu’nun değirmeni,  şimdiki Halk Eğitimi Merkezinin bulunduğu yerde bir ve hemen üst tarafında bir su değirmeni, Kale’nin dibinde bir değirmen, iki değirmen daha vardı Boşnak köyüne doğru hatırladığım. Çobanpınarı’nın suyu Afşin’e içme suyu olarak alındıktan sonra bu değirmenler  birer birer kapandı. Çünkü bütün bu değirmenler Çobanpınarı’nın suyuyla çarklarını döndürüyordu.

 

Afşin’de evlerde tenekeden yapılan huni biçiminde idare yakılırdı. İçine gaz yağı bırakılır, çapıt fitili tutuşturdun mu, loş ışık etrafı aydınlatırdı.

 

Dedem Lomen Ağa Afşin’e ilk sobayı getiren kişi. Bir gün Kayseri’ye gidiyor ve orada sobayı görüyor. Bir tane yaptırıyor. Sobayı yaptırdığı adamı Kayseri’den alıp Afşin’e getiriyor. Niye mi? Sobayı kurdurmak için tabii ki. Sobayı kurduruyor adamı da bir gün misafir ediyor.

 

Afşin’de han olmadığı için evlerde oda yakılırmış, durumu iyi olanlar yaparmış bunu. Dedem Lomen Ağaya Göksun Kızılcık’tan   beş-on kişi misafir ediyor. Hoş-beşten sonra sohbetler ve yatma zamanı geldiğinde misafirler oda da uyumaya başlamışlar. Çarığın altına giyilen dolama (çorap gibi ama atkı kadar uzun) ıslanınca kurutmak için soba borusunun üstüne seriyorlar. Gece soba bu ağırlığı taşıyamıyor ve devriliyor. Etrafa sıçrayan közlerden yatak, yorgan az da olsa yanıyor. Lomen Ağa  bize kızar diye kaçıp gitmişler. Sonra dedem onları Afşin’de çarşı da görmüş ama kızmamış.  

 

Somun elimize geçseydi katık istemezdik. Somun baldı bize. Tabiî ki somunu alacak parayı bulabilirsek.  Hepsi yokluktan… Şu an Allah’a şükür her şey var. Şimdi en fakir evde bulunanlar o zamanlar en zengin evde bulunanlardan daha çok. Şükür etmeliyiz, kanaatkâr olmalıyız. Çok olması mutluluk, huzur getirmiyor. Bizim zamanımızda az olmasına rağmen mutluyduk, huzurluyduk, kanaatkârdık.

 

Odada tandır, içinde köz olurdu. Üzerine masa koyardık dört ayaklı. Onun üzerine yorgan sererdik. Yorganın yarısını üzerimize çeker, yarısı da masanın üstünde olurdu. Yorganı belimizden yukarı çeker, ayaklarımızda masanın içine sokardık ki ısınsın diye.

Çocukluğumuz zamanında Ulu Camiye dayanırdı evlerin duvarları. Afşin’in yerleşim yeri Ulu Camii etrafıydı. Ulu Camiden Aşağı Camiye doğru fotoğrafçı Celal’in dükkanının önünden şimdiki Efsus İş Merkezinin bulunduğu yerden bir dar sokak vardı.

 

Afşin’in ilk ilkokulu Efsus’du. Buranın ilk öğretmeni Afşin Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü Nadir GÜNEŞLİ’nin babası Mehmet Sait GÜNEŞLİ’ydi. Efsus İlkokulu 1906 yılında Afşin’e açılan ilk resmi ilkokuldu.

 

Arkadaşlık, dostluk, komşuluk çok iyiydi. Komşular yemeklerini paylaşırlardı. Bir tabak komşumuza yemek vermeden içi rahat etmezdi anamın. Aile gibiydik. Dertleri derdimiz, sevinçleri sevincimiz olurdu. Babama gösterdiğim saygıyı mahalledeki yaşlılara ve büyüklere de gösterirdim. Diğer gençlerde, çocuklarda aynı saygıyı büyüklere gösterirdi. Bir edep işi bu... Bizde çocuklardan büyüyünce o saygıyı gördük. Saygı göster ki saygı göresin.

 

Koyuntaşı’nda koyuna benzer taşları bizzat gördüm. Koyuna benzer taşlar yarı toprağa gömülüydü. Ev yapmak için alıp götürdüler, yok ettiler tarihi.

 

Afşine ilk hamamı yapan ve Atatürk Caddesini açan da Cevlanlı İbrahim ÖZDEMİR’di Afşin eski belediye başkanlarından.

 

 

 



 
Mehmet Gören Kişisel Web Sayfası
Şimdiye Kadarki Ziyaretçi Sayımız