;


MEHMET GÖREN

AFŞİN'İN YETİŞTİRDİĞİ ŞAMPİYON GÜREŞÇİLER

AFŞİN MEŞHURLARI

AFŞİN ŞAİRLER ANTOLOJİSİ

AFŞİN ESHAB-I KEHF

RÖPORTAJLAR

KAHRAMANMARAŞ ŞAİRLERİ

ÖYKÜLER

KAHRAMANMARAŞ YAZARLARI

İLETİŞİM

İLAHİLER ve MÜZİK

K.MARAŞ'IN İLÇELERİNİN RESİMLERİ

AFŞİN

AFŞİN-ELBİSTAN TERMİK SANTRALİ VE LİNYİTLERİ

AFŞİN'DE İZ BIRAKANLAR (yeni isimler eklenecek)

SESLİ ŞİİRLER

AFŞİN'Lİ İDARECİLER

DİNİ BİLGİLER

FAYDALI BİLGİLER

KAHRAMANMARAŞ

MANZARA RESİMLERİ

İL İL TÜRKİYE

SON DAKİKA HABERLERİ (Türkiye ve Dünya)

YEREL GAZETELER (K.Maraş ve İlçeleri)

AFŞİN TERS LALESİ

SİTEMİZDEN HABERLER

K.MARAŞ ve İLÇELERİNİN VİDEOLARI

K.MARAŞLI SANATÇILARIN KLİPLERİ

ZİYARETÇİ DEFTERİ

AYİŞE NİNE...

 

 

 

(Adıyaman Tut ilçesi Kaşlıca köyünde nüfus kaydında 1912 doğumlu ama 110 yaşın üzerinde olduğu söylenen Ayişe Nine’nin 8 çocuk ve 150’ye yakın torunu var. Torununun torununu görmüş!)

 

Ayişe Nine’nin oturduğu ev, kendi elleriyle yaptığı kerpiç bir evdi. Girişi eski tahta bir kapıdan…  İçeri girer girmez küçücük bir salon, bu salonun yan tarafında ayrı bir kapı daha… Bu küçük salonun duvarlarında ilk göze çarpan duvardaki halbır ve yanındaki kendir… Yerde duvar boyunca dizilmiş galiba geçen yıldan kalma bulgur, un telisleri duruyordu. Yerdeki eskimiş kilimler Ayişe Nine’nin yaşadıklarına şahitlik edercesine açtı desenli güllerini…

 

Yine tahta kapıdan girdik bir odaya… Burası Ayişe Nine’nin hem yatak hem de oturma odası… Girişte sağda göçmen sobası üzerinde güğüm… Geniş pencerenin üzerinde bir tencere, birkaç kap-kacak… Pencerenin alt duvarında Kâbe resmi bulunan bir duvar halısı… Sobanın önünde birkaç dal parçası… Her ne kadar badanalı da olsa toprak ev olduğu için kerpiçlerin şurasından burasından fırlamış saman parçaları göze çarpıyordu. Pencereden içeriye tozlu bir güneş sızıyordu Ayişe Nine’nin görmeyen gözlerine doğru…

 

Önünde bir umut yoktu Ayişe Nine’nin. Geriye dönüp uzanıyordu. Geride de yere altın yapraklarını sermiş bir güz manzarası uzuyordu. Alnı ve yüzü çile çizgilerini koruyan Ayişe Nine’ye sorularımızı sormaya başlar başlamaz buğulanan gözlerini entarisiyle sildi.

 

            Mindere varıp oturdu, birkaç dakika daldı. Beklide o dalış, eski günlerden parça parça kesitleri, göz kapaklarının aralığından yere düşüyor, onları büyütüyor, uzatıyor, bir ömrün kesik kesik soluk alışı gibi havaya yayılıyordu. Oda, geçmiş zamanın hükmü altına giriyor, pencereden içeri vuran bir ilkbahar gününün ışığı, yaşadıklarını bir hatıra yaprağı gibi şuraya buraya saçıyordu.

 

Ayişe Nine en çokta gelininin ölümüne üzülmüş. Gelinini çok sevdiğini söylerken, odada bulunan akrabaları da gelininde Ayişe nineyi çok sevdiğini hem dille hem de kafayı öne eğerek hüzünle tasdik ediyorlardı. Öğrendim ki oda da bulunanlardan biri ölen gelinin kocası, Ayişe Nine’nin iki numarası… Kirpikleri kapandı. Tonlarca ağırlığı hissettiren yaşlar asılıydı uçlarında. Yine ahenkli bir kapanışla boşalttı yüklerini ve iri iri taneler halinde yuvarlandı yanaklarına doğru iki numaralı oğlanın… Gelin yıllarca elle çamaşırı yıkamışta yıkamış! Kocanın maddi durumu zayıf, geçimlerini zar-zor sağlıyor. Çamaşır makinesini almaya güç yetmiyor. Yok, yokluk içinde yinede karısına bir çamaşır makinesi almaya karar veriyor. Habersizce gidip, çamaşır makinesini alıp geliyor. Sürpriz! Kadının gözleri dolmuş, çocuklar pür neşe… Evde tam bir bayram havası, davul ve zurnasız… O kadar çor-çocuğun dağ gibi yığılan çamaşırını elle yıkamak sona ermişti artık. Don kazanında suyu ısıt, sıcak suya çıplak eli sok, yanarcasına… Saatlerce yıka yıka bitmez. Beli tutulur. Oturduğu yerden zor doğrulur. İşte bütün bunların sona erdiği o gün çamaşır makinesinin geldiği andı. Nihayet, yıllarca beklediği, arzuladığı çamaşır makinesine kavuşmuştu gelin...  Sevinci kursağında kalmak buna mı derler bilmem ama çamaşır makinesinin geldiği gün Hakk’ın rahmetine kavuşmuş gelin. Hem de çamaşır makinesini hiç kullanamadan… Ayişe Nine bu duruma yıllar geçmesine rağmen hala gözü doluyor, üzüntüsünden kahroluyordu. İçli, derin bir nefes aldığı ciğerlerinden sadece cılız bir ”offf!” çıkabildi dudakları arasından…

 

Geçen yılda küçük oğlu safra kesesinden ameliyat olduktan sonra rahmetli olmuş! Anlatırken bir ara durakladı. Kan hızlı bir dolaşıma geçmişti damarlarında… Yüzündeki derinin üzerine düştü ateş... Yüreğine düşen yüksek derecedeki hararet ise inmek bilmiyordu. Görmeyen yeşil gözlerinden bulgur bulgur yaş aktı fistanının üzerine… “Hala bağrım yanıyor.” dedikten sonra biraz durdu ve “Allah sizlerin yokluğunu vermesin, yavrum” dedi. Ben de Ayişe Nine’ye  “Cümlemizin, nineceğim.” diyerek karşılık verdim o da bana  “Dillerine kurban olayım, yavrum.” dedi ve sükûta geçti.

 

Çocukları büyütürken çektiği sıkıntıları anlatırken kafasını salladı. Ellerini döşüne vurdu. Kelimelerin bile aciz kalacağı bu döşe vuruş, her şeyi anlatmaya yetiyordu.

 

Adana’ya pamuk toplamaya çor-çocukla birlikte gittiğini o güneşin kavurucu sıcağında kuru ekmekle akşam ettiklerini anlattı. Anlatırken de o anı yaşıyordu sanki bütün bedeninde Ayişe Nine. Benden hızlı pamuk toplayan yoktu, işimin hakkını verir, kazandığımı helal ettiririm, derken ılık ılık bir şeyler aktı içine, boğazında düğümlenen sözcükleri, güçlükle yutkundu.

 

Kocası orağı sallarken, yarım ay gibi dizilmiş sapsarı başakları, biçerken, bir yandan da Ayişe Nine demetliyormuş. Güneşte parlayan oraklar “Vıjj! Vıjj!” diye ses çıkarıyor. Kocası buğdayı öyle bir biçermiş ki, başaklar usulca yere yığılır, hava da yalnızca orağın hışırtısı duyulurmuş. İşte, öyle insanlar vardır ki, çalıştıkları zaman onlara bakmaya doyamazsın. İşte işinin hakkını vermek diye buna derler. Alın teriyle kazandığı parayı helal ettirmekte bu olsa gerek. Güneşte, ölümcül ısısını daha bir hışımla salıyor orakçıların üzerine… Ortalıkta ufacık bir kımıltı yok. Topraktan, buğday ve pıtırak kümeleri arasından kalkan yoğun bir sıcaklık vücutlarına dalıyor. Ara sıra hafif esen yel yüzlerindeki terden dolayı tenlerine yapışıyor. Kollarıyla yüzlerinin terini sildiklerinde çamurlaşıyor.

 

Kocam birkaç tane ekmeğe akşama kadar sığır güderdi o sıcağın altında… Kocam sığır güderken bende yolmaya, kazmaya giderdim. Zaten, ben beni bildim bileli hayatım hep çalışmayla geçti, dedi ve bağrına vurdu titreyen elleriyle…

 

Hayatın bütün zorluklarını çektiğini söyleyen acıların kadını Ayişe Nine… Duvarın içine oyulu ocağın köşelerinde bulunan saçların üzerine sığırkuyruğu otu bırakıp, onunla odanın içini aydınlatıyorlarmış.  Sığırkuyruğu’nun bir metre boyunda, alt tarafı topaca benzeyen bir ot olduğunu, kurutup biraz da ezdikten sonra kullandıklarını ve odanın içerisini bir saate yakın süre aydınlattığını söyledi. Sonradan çam çırası, gaz lambası, löküz derken elektrik odalarımızı aydınlattı, dedi. “Nerden, nereye?” derken de başını anlamlı bir ifadeyle salladı. İnsanlar şimdi rahat… Bunun kıymetini bilmek ve şükretmek gerektiğini vurguladı birkaç kez… Kıtlık günlerini de gördüm, yavrum. Aç yattığımız çok oldu. Bir parça ekmeği bulamadığımız günlerimiz, derken yufka yürekli Ayişe Nine’nin alt dudakları düştü. Yeşil gözleri yine doldu. Ve bazı zaman da atın dışkısından çıkan arpayı yiyenlerin olduğunu söylerken bu günlerin kıymetini bilin diye yineledi.

 

Kışı kurtaran yazdı. Yazdaki bolluk ve bereketti. Kışa, sanki uzun bir yolculuğa çıkacakmışçasına ve çok uzaklara gidilecekmişçesine hazırlanılırdı. Her yıl aynı fasıl devam ederdi. Ay, tertemiz, kalaylı bir tepsi örneği, ta oraya, dağların üstüne yükseldiğinde evinin yolunu tutardı sırtına yüklendiği dal parçalarıyla birlikte Ayişe Nine… Tek tük görünmeye başlayan yıldızlara selam göndermeyi ihmal etmezdi. Ayişe Nine, hem iniyor hem de titrek sesiyle yanık bir türkü söylüyor. Her sözünde, her notasında yanık ve içli bir titreyiş vardı.

 

Yemen harbine önce emmilerim sonra da babam gitti. Kimileri yıllarca gelmedi. Allah o günleri göstermesin bir daha, dedi. Beş yıl, on yıl kocalarını bekleyen kadınlar! O kadınların halinden ancak kadın anlar… Ayişe Nine içi yanık sanki kendi kocası Yemen’den gelmeyen… “Giden dönmüyor, acep nedendir” titrek dudaklardan çıkan efkârlı, içli bir ağıt… Dudağının üzerine bastırdı dişlerini kıyasıya. Hafifçe eğdi başını önüne, ölü bir umut daha belirdi kederin bulutlaştırdığı yeşil gözlerinde.

 

Belki de frekansını açmadığı anıları yüreğinin derinliklerinde saklıdır bilinmez ama dertle, acıyla yoğrulduğu içten söylemlerinden de anlaşılacağı üzere açık ve netti.

 

Ayişe Nine’yle vedalaşıp, bizi dualarla uğurlarken, tahta kapısından aldığı güçle salladı ellerini arkamızdan…



 
Mehmet Gören Kişisel Web Sayfası
Şimdiye Kadarki Ziyaretçi Sayımız