;


MEHMET GÖREN

AFŞİN'İN YETİŞTİRDİĞİ ŞAMPİYON GÜREŞÇİLER

AFŞİN MEŞHURLARI

AFŞİN ŞAİRLER ANTOLOJİSİ

AFŞİN ESHAB-I KEHF

RÖPORTAJLAR

KAHRAMANMARAŞ ŞAİRLERİ

ÖYKÜLER

KAHRAMANMARAŞ YAZARLARI

İLETİŞİM

İLAHİLER ve MÜZİK

K.MARAŞ'IN İLÇELERİNİN RESİMLERİ

AFŞİN

AFŞİN-ELBİSTAN TERMİK SANTRALİ VE LİNYİTLERİ

AFŞİN'DE İZ BIRAKANLAR (yeni isimler eklenecek)

SESLİ ŞİİRLER

AFŞİN'Lİ İDARECİLER

DİNİ BİLGİLER

FAYDALI BİLGİLER

KAHRAMANMARAŞ

MANZARA RESİMLERİ

İL İL TÜRKİYE

SON DAKİKA HABERLERİ (Türkiye ve Dünya)

YEREL GAZETELER (K.Maraş ve İlçeleri)

AFŞİN TERS LALESİ

SİTEMİZDEN HABERLER

K.MARAŞ ve İLÇELERİNİN VİDEOLARI

K.MARAŞLI SANATÇILARIN KLİPLERİ

ZİYARETÇİ DEFTERİ

MİTHAT BERBEROĞLU

      

 

02.02.2013 tarihinde araştırmacı-yazar Mustafa KÖŞ ile birlikte Mithat BERBEROĞLU’nun evine misafir olduk.

 

Afşin ve doksan yıllık ömründe yaşadıkları ile ilgili sorularımızı cevaplandırdı.

 

            “1923 yılında Afşin’de doğdum. Uzun yıllar Afşin Tarım Kredi Kooperatifi Müdürlüğü görevini sürdürdüm.

 

            Afşin’in tarihi yerlerinin birer birer yok oluşuna ya da sahipsizlikten dolayı talan edilmesine şahit oldum. Bunların başında Koyuntaş gelmektedir. Gözün alabildiği her yer koyuna benzer, koyun boyunda bembeyaz taşlarla doluydu. Mübarek Yedi Uyurların koyunları koyun şeklinde taşa dönmüş! Maalesef tarihimizi kaybettik. Söktüler. Darmadağın ettiler. Kimisi evinin temelinde kullandı, kimisi bahçesine çağıl çağıl duvar ördü ve tarih yok oldu.

 

Koyuna benzer taşları gözlerimle gördüm. Boşuna dememişler Koyuntaş diye.

 

Afşin’de birçok yerde tarihi taşlar çıkarıldı. Aşağı camiinin temeli kazıldığı sırada (eski kaymakamlığın orası) köprü çıktı. Tabanını bulamadılar.  Minareyi o köprünün üzerine yaptılar. Renkli renkli döşeme taşları bulundu.

 

Afşin’in her yerinden tarih fışkırıyor. Afşinbey ilkokulunun bulunduğu yer daha önce askeri kışlaydı. Afşinbey ilkokulu yapılırken oradan mozaikler çıktı. Bende gördüm.

 

(Mustafa KÖŞ araya giriyor. Ben de de resimleri var. 1960 yılında bina eski olduğundan yıkılıyor. Bu yıkımdan sonra mozaikler ortaya çıkıyor. Rahmetli fotoğrafçı Celal GÜNEŞ amca buranın fotoğrafını çekiyor. Mozaiklerin yanı sıra 3 tane de su kemeri çıkıyor. Tarihi su kemeri fidanlığın iç kısımlarına doğru uzanıyormuş. Eni bir metre, derinliği bir buçukmuş.  Birinden hala su aktığı görülmüş. Müteahhit yetkililere haber vermiş ama ilgi olmayınca üzerini bir metre kırmızı toprakla doldurmuş. Tarihi tahrip etmemek ve korumak için bunu yapmış müteahhit. Bu mozaikler Romalı ve Bizanslı generallerin, zenginlerin, kralların saraylarının duvar ve yer süslerinde kullanılmış. Afşin bu yüzden antik kenttir. Bu da Eshab-ı Kehf’in Afşin’de olduğunu gösteren en önemli delillerden birisidir. Aynısı göz deresinde de mevcuttur. )

 

Rahmetli Durdu Çakıroğlu’nun bahçesinde de mozaikler var.

 

 (Araştırmacı Mustafa KÖŞ devreye girerek Çakırhoca’nın 1954 yılında Arkeoloji Prof. İsmail Kılıç KÖKTEN Afşin’e geliyor. Çakır Hoca (Afşin’in alimlerinden) Durdu Mehmet PEKÖZ’e (ışıklı camii- beyceğiz camii üst tarafında 15 dönümlük yer) bahçesinin altındaki mozaikler için gün yüzüne çıkarsa kışın don atar buz gibi dağılır, demiş.

 

Rahmetli Cennet’in Hasan emminin de bahçesinin altında bu mozaiklerden varmış! Birazını çıkarmış, kışın don atıp buz gibi dağılmış) Ayrıca, Rahmetli Cennet’in Hasan emminin bahçesinde kilise varmış!)

 

Ayrıca, Kale’nin üzerinde de kilise vardı.

 

Geçmişten geleceğe ışık tutacak olan kültür mirasımız yok olmamalı. Tarihimize sahip çıkılmalı. Afşin’imize acilen bir müze kurulmalı. Bu kadar tarih hazinesine sahip büyük bir ilçede müze olmamasına anlam veremiyorum.

 

            Çocukluk yıllarımızı yaşayamadık. Çocukken oyun mu oynadık ki? Annem, babam fakirdi. Çalışmakla geçti çocukluğumuz anlayacağınız. Okul’dan sonra bağ bellemeye, üzüm ve domates satmaya giderdik. Tarlada, bahçede çalışırdık. Ev geçindirirdik. Velhasıl geçim zor mu zordu. Muhannete muhtaç olmamak için helalından kazanmak en iyisi.

 

            Durumu müsait olanların (oda yakan) geniş odaları olurdu. Orada toplanılırdı. Soba gümbür gümbür yanardı. İhtiyarlar, öküz- camız lafı ederlerdi. Geçim çiftçilik olunca… Şakalar yapılırdı.

 

            1949 yılında Horasan’dan Nasrullah diye bir hoca (vaazcı) geldi Afşin’e. Horasan’lı hoca Zuhr-i Ahir namazı yok demiş. Sonradan çıkmış. Peygamber Efendimiz kılmışsa kılayım. Kılmamış. Bulun delili kılayım demiş. Bizimkiler var demişler. Horasanlı hocayı şikayet ederek gönderdiler.

 

            Bu yıl unluğunu tutabildin mi? Hayvanların yemini hazırladın mı? Kışlık zahranı (un, bulgur vs.) tamamladın mı, senden kralı yok. Şimdi yeni doğan bir çocuğun masrafı o zamanda orta halli bir ailenin masrafı kadar var. Bu da gösteriyor ki israfın olduğunu. Olanaklar o zamanlar kıttı ama insanımız da kanaatkârlık vardı. Şimdi insanların karnı doysa gözü doymuyor.

 

            Yakın akrabalar, komşular küs ve dargın değilseler birbirlerine gider gelirlerdi. Oturup sohbet ederlerdi. Televizyon çıktı, eşe dosta gitmeler azaldı. Hatta hal hatır sormalar da eskisi gibi kalmadı.

 

            Afşin Tarım Kredi Kooperatifi 1948 yılında kuruldu. 1951 yılında Afşin Tarım Kredi Kooperatifine girdim ve tam otuz yıl çalıştım. Uzun zamanda müdürlüğünü yaptım. Kiradaydık. Bir gece kendi kendime “kooperatifi kiradan kurtarmak için bina yapacağım” dedim. (şu anki Tarım Kredi Kooperatifi) Sabah işe vardığımda üyelerle istişare yaptım. Büyük çoğunluğu bu fikrimi tasdik ettiler.  Hatta gönüllü olarak da katkıda bulunacaklarını söylediler. Önce binayı yapacak yeri satın aldık. Sonrada binayı elbirliğiyle yaptık.

 

            Çerkez Mehmet diye Elbistanlı biri vardı. Bu adam çeltik ekerdi. (Afşin’de ve Elbistan’da eskiden pirinç ekilirdi. Karagöz köyünde 1966 yılında çeltik ektim ve 12 ton çıktı.) Çeltiğin karı da çok olur, zararı da… Nisan ayında bana bir mektup yazmış. Çeltiğe gübre vermezse öleceğini (verim alamayacağını, zarar edeceğini) ve benden gübre istiyor. Bizim Tarım Kredi Kooperatifinde de gübre yok. Onlarda Kitiz kooperatifine  (Esence Kasabası) bağlı. Bende Ziraat bankasına gittim. Bu arkadaşın durumu böyleymiş. Buna ne yapalım, dedim. Ziraat Bankası da sen iş yapan (bitiren) insansın bir şeyler yap dediler. Adam zorda, zaman daralıyor, gübre vermezse çeltiği heder olacak. Yazıktır, günahtır, dedim. Hunu (Arıtaş) Tarım Kredi Kooperatifinde gübre varmış. Bende oradan ödünç aldım, imzaladım.  Kamyoncuya dedim ki, gübreyi Kitiz’e (Esence) indirme, Hunu’ya indir, dedim. Kamyoncu tut sen gübreyi götürüp sat. Bundan dolayı mahkemeye verdiler, açığa aldılar. Bütün bunlar yaptığım iyilikten dolayı geldi başıma. Zor günler geçirdim amma sonunda adalet yerini buldu. Berat ettim.

 

            Oturduğum ev, Afşin’in ilk kaymakam eviydi. Belediye burayı kaymakam evi olarak yaptırmıştı. Benim evim yol yapımı için istimlâk edilince belediye de kaymakam evini bana sattı. O sırada kaymakamında tayini çıkmıştı. Yıllar sonra burada oturan kaymakamın kızı çıka gelmez mi? Ben burada doğdum, evi görmeye geldim, dedi. Gel kızım, ev senin, dedim.

 

            Köşkercilik yaptım. Güzel, kadın ve erkek ayakkabısı yapardım.  Köşkerciliği okuldan sonra çıraklık yaparak temelden öğrendik. Şu anki şadırvanın (Ulu camiinin karşısı) arka tarafı yani üstü… Burada 3 tane betastan vardı. (kıymetli eserlerin satıldığı- imal edildiği) bakkallar, manavlar yan yana köşkerciler çarşısı, tüccarlar, yün alıp satanlar, kasaplar fırınlar vs. K.Maraş’ın kapalı çarşısı gibi…

 

            Afşin’den Kayseri’ye yapılan ayakkabıları satmaya götürürdük. Bir sene hiç satamadan döndüm.

           

            1944 yılında bir buçuk ay sıtma sağlık koruculuğu yaptım. Bir at aldım. Köylere sıtma ilacı dağıttım. Sıtma hastalığı çok olurdu. O zamanlar doktor mu vardı, ilaç mı? Ya şimdi böyle mi? Doktoru da var ilacıda… Hatta, hastaneyi ya da doktoru kendin seçiyorsun.

           

            Afşin hamamını 1938 yılında Kilisli bir usta yaptı. Yapımı beş yıl sürdü. Dönemin belediye başkanı İbrahim ÖZDEMİR yaptırdı.

 

            1944 yılının Mart ayında Kapıdere’ye trenle geldim. Kar yarım metre… Afşin’e gitmek için tek başıma çıktım yola. Gece yarısı. Kalacak yer yok.  Şimdiki gibi cep telefonu mu var? Yolu yarıladım ama her an donma tehlikesi ile karşı karşıyasın. Soğuk iliklerime kadar işlemişti. Allah’tan ümit kesilmez diyerek yola devam ettim. Biraz sonra bir ışık gözüktü. Vardım ki bir han… Ne kadar sevindiğimi kestirebiliyor musunuz? Geceyi orada geçirdim.

 

            Mükremin Halil İNANǒla birlikte Afşin’in tarihi yerlerini gezdik. Ulu Camii, Kale ve Dedebaba’nın tarihinin yeni ama Eshab-ı Kehf’in eski tarihli olduğunu söyledi. Bundan dolayı gerçek Eshab-ı Kehf Afşin’dedir. Buna da örnek olarak Vaftiz taşını gösterdi. Diğer Eshab-ı Kehf olarak gösterilen yerlerin hiç birinde vaftiz taşının olmadığını anlattı bana…

 

            Yine İstanbul’da Beyaz Çarşı’da Kuran-ı Kerim almaya vardım. Bir Erzincanlı hoca Eshab-ı Kehf’in Efsus’ta (Afşin) olduğunu ama Tarsus’un sahiplendiğini söyledi.

 

            Afşin’in içme ve sulama suları Gözderesi, Avgın, Kösepınar ve Atlas Suyu’ydu.  

 

Sıcak bir ortamda geçen sohbetimiz üç saate yakın sürdü. Bizlere evinin kapılarını açan Mithat BERBEROĞLU’na ve güler yüzlü eşine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

             

            Resimdeki bazılarının isimleri:

 

            Mithat Berberoğlu (üstten en soldaki)

            Hafız BELLİ

            Mehmet Ali GÖZÜKARA

            Memet GÜNEY

            Fatma ÇOŞKUN (Maraşlı Durdu)

            Kerim YAPALAK

            Adil GÜZEL

            Kemal ERTEKİN (eski belediye başkanı)

            Ökkeş KARABÖRK

            Selimoğlu Selim

            Mehmet KUZDAN

            Mehmet YAŞAR

            Nuri POLAT

            Hacı TOPAL

            Memet KOÇER

            Hacı YENER

            Hacı Hasan KAMA

            Mehmet Ali ÜNAL

            Kazım ÖZDEMİR

            Tomak Mıstık

           

           

 

           

 



 
Mehmet Gören Kişisel Web Sayfası
Şimdiye Kadarki Ziyaretçi Sayımız